1.Sayı
ÇIKARKEN
Devrimci demokrat Rus aydını Radişçev, Çarlık yıllarında Rusya toprakları içine yaptığı seyahati anlatırken şöyle diyordu : “İnsanlığın halini gördüm, ruhum karardı.” 21. yüzyıl dünyası insanlığın ihtiyaçlarını karşılayabilecek vasıtalara öncellerinden çok daha fazla sahip olmasına karşın Radişçev’in sözlerinin bugün de fazlasıyla geçerli olduğundan ve kardeş Yunanistan Komünist Partisi’nin şu saptamasının yerindeliğinden kim kuşku duyabilir: “Tarihin hiçbir döneminde kendisine bugünkü kadar mutluluk ve özgürlük sağlayabilecek kaynaklara sahip olmayan insanlık, buna rağmen yine de sömürü ve sefalet içinde esaret altındadır.”
SAVAŞ YOLU bu sömürü, sefalet ve esaret zincirlerini yetmiş yılı aşkın bir süre dünyanın üçte birinden fazlasında parçalamış ve dünyanın geri kalanında da bu mücadelenin en yılmaz, en cesur ve atılgan savaşçısı olmuş devrimci geleneğin ülkemiz topraklarında yeniden yükselen sesidir.
Alev, Aydınlık, Bolşevik, Komünist, Orak-Çekiç, Kurtuluş, Birleş, Irgat, Ekmek, Kızıl İstanbul, Kızıl İzmir, Kızıl Samsun, Kızıl Eskişehir, Madenci, Kazmacı, Atılım, Ürün, Savaş Yolu, Yeni Çağ ve diğerleri…
Büyük Ekim Sosyalist Devriminin ve ulusal kurtuluş savaşının ateşleri içinde, 10 Eylül 1920’de işçi sınıfının öncü partisi TKP’nin kurulmasından bu yana komünistlerin çıkardığı, kimi ağır illegalite koşullarında ancak bir kaç sayı varlığını sürdürebilen, kimi uzun yıllar yığınlara ideolojik-politik rehberlik eden onlarca yayın.
Ülkemiz topraklarında sahiplenicisi, mirasçısı veya parsa toplayıcısı değil bizzat kendisi olduğumuz bu geleneğin tarihinde utkular, başarılar, yiğitlikler olduğu kadar düzenli veya düzensiz geri çekilmeler, yenilgiler ve ihanetler de vardır. Buna rağmen bizim geleneğimiz geriye dönmeyi, ilham perisini geçmişin kahramanlık günlerinde aramayı, gâzilik anılarını pazarlayarak geçinen nostalji düşkünleri derecesine alçalmayı hiçbir zaman kabul etmemiştir. SAVAŞ YOLU, adını işte tam bu nedenle geçmişin atılım günlerini çağrıştıran öncelinden alıyor değil sadece. Bize yeniden SAVAŞ YOLU dedirten, işçi sınıfının ve bağlaşıklarının iktidarıyla taçlanacak savaşımın ideolojik, siyasi ve örgütsel zeminini bulacağı devrimci çizginin, tarzın ve mücadele anlayışının yeniden ifadesi olma iddiasıdır.
Amacımız, misyonumuz budur. Bir de amaç edinmediklerimiz, misyon olarak benimsemediklerimiz var. Ülkemizde 12 Eylül yenilgisinin ardından boy veren ve özellikle dünya sosyalist sisteminin çözülüşünün arkasından yaygınlık kazanan “teorisizm” hastalığına yeni bir yayıncık armağan etmeye hiç niyetimiz yok. Deklerasyonumuzda da belirttiğimiz gibi, Türkiye solunun bugüne dek işçi sınıfı bilimine önemli teorik katkılarda bulunmaktan ziyade bir takım yürüyüş ve savaşım tarzları yaratabildiğini düşünüyoruz. Ülkemizde devrimci dalganın geriye çekilmesi ve dünya çapında işçi sınıfının büyük mevziler yitirmesi, bu somut durumun Türkiye’de devrimci hareketin önünü tıkayan, yeni bir atılım yapmasını engelleyen tek veya en önemli kusur olduğu yanılsamasını yaratmış ve devrimci hareketin ana damarlarını oluşturan yapılarda su başlarını tutmuş likidatörler aracılığıyla yönlendirilen sağa kayış bu yanılsamayı beslemiştir.
Bu kusuru giderme iddiasıyla ortaya çıkan aydınlar ve çevrelerin başlangıçta ülkemiz devrimcilerinin belli bir ufuk genişliğine ve derinliğe ulaşmasına, kimi teorik tartışmalarla haşır neşir olmasına katkıda bulunduğu inkâr edilemez. Hatta bunlardan bazılarının etrafında, sağ oportünizmin yükselişine ve burjuvaziye biat politikalarına karşı tavır alan devrimci kadroların öbek öbek katılımıyla ciddi bir dinamizm de doğmuştur. Ancak bunların üstlendikleri misyonu yerine getirme irade ve kapasitesine sahip olmadıkları, kritik dönemeçlerde ise savaşım meydanını hızla terkederek, ‘büyük siyaset yapıyor olma’ izlenimi etrafında yarattıkları karizmanın etkisindeki az sayıda unsura ahkâm kesmekle yetindikleri kısa zamanda ortaya çıkmıştır. Diğer bazıları, bu kuramsal rönesans çabasını bir pratik kazanıma tahvil etme olanağını kısmen de olsa değerlendirebilmiş, yayımladıkları dergiler etrafında bir kadro yetiştirme faaliyetini hayata geçirebilmiş ve bu faaliyet üzerine etkili veya etkisiz örgütsel yapılar bina etme başarısını göstermişlerdir.
Bugün Türkiye solunun teorik donanımsızlığını kendine mesele edinen ve daha ‘yontulmuş’ ve ‘inceltilmiş’ kadrolar olmaksızın devrimci hareketin yükseliş kaydedemeyeceğini iddia eden teorisist çevreler, devrimci harekete meyleden yeni kuşakların enerjisini hızla yok eden, bunları işlevsizleştirerek en sonunda düzenin saflarına açılmadan iade eden statükoculuk odakları haline gelmiştir.
Aynı biçimde bir başka statükoculuk odağını, somut savaşım hedefleri ve ilkeleri belirsiz, örgütlenme konusunda neredeyse hiçbir çaba harcamayan, varlık zeminini bir diğer benzer grubun varlığına ve eleştirisine indirgemiş, ülkemiz ve dünya devrimci hareketi içindeki yerini sözgelimi “Komintern’in bilmem kaçıncı kongresinde alınan kararlara sahip çıkmak fakat sonraki kongrelerin meşruiyetini reddetmek” üzerinden tanımlayan, çoklukla bir veya birkaç ‘teorik liderin’ etrafına kümelenmiş grupçuklar oluşturmaktadır. Acıdır ki bunlardan kimilerinde muteber adam olmanın tek yolu aynı ailenin mensubu veya aile dostu olmaya indirgenmiştir.
Devrimci dalganın geri çekilme dönemlerinde yılgınlığın, saf değiştirmelerin, pasifizmin çoğalması olağan bir durumdur. Ayrıca dünya sosyalist sisteminin çözülmesi, dünya komünist hareketinin yediği bu büyük maddi ve moral darbe, çıkışsızlığı ve pratik hezimeti onyıllar öncesinden ortaya çıkmış sapık akımlara gün doğmasına vesile olmuştur. Ülkemizde de Troçkist, Anarşist vb. akımların zuhur etmesi tesadüf değildir.
Günümüzde de ülkemiz siyasetinin ana bileşenlerinden biri olarak varlığını sürdüren Kürt ulusal hareketi, dünya sosyalist sisteminin ulusal kurtuluş mücadelelerine sunduğu olanakların ve anti-emperyalist perspektifin ortadan kalkmasının ardından kademe kademe aslına rücû ederek, halen bünyesinde taşıdığı geniş yoksul ve emekçi kitlelerin sunduğu potansiyele rağmen, esas olarak burjuva demokratik karakterde bir harekete dönüşmüştür. Yılgınlığın ve sağ oportünist likidasyonun ülkemiz devrimci hareketini ağır güçlüklerle karşı karşıya bıraktığı dönemlerde, kendi perspektifi doğrultusunda savaşımını sürdüren ve kimse tarafından inkâr edilemeyecek bir devrimci performans sergileyen devrimci demokrasi cephesinde de ne yazık ki azımsanmayacak bir başıbozukluk ve kadro niteliğinin düşmesi durumu süregitmektedir.
Yenilgi psikolojisinin doğal ürünü olarak ortaya çıkan “birlik” arayışlarının perdelediği likidasyon; geleneğimizin ardıcıl çabaları ve uluslararası konjonktürdeki değişimler sonucunda TCK’nın 141 ve 142. maddelerinin kaldırılmasının yarattığı uygun koşulları değerlendirerek bir legal particilik furyasına yolu açmış durumdadır. Öyle ki, bugün ÖDP başta olmak üzere çeşitli yapılardaki sağa kayış ve liberalleşmeye tavır alarak ayrışan çeşitli sosyalist kesimlerde bile işlevsellik kaygısı bir yana itilerek, bir legal partinin koruyucu şemsiyesi olmaksızın yola devam etmenin ve sebatkâr bir örgütlenme çabasını sürdürmenin mümkün olmadığı boş inancı yerleşiklik kazanmaktadır.
Bütün bu olumsuzlukların yanı sıra sol kadroların geneline kendine güvensizlikle karışık bir tür sinizm egemen olmuş, daha dar ölçekte ise devrimci değerlerin ve ahlâk anlayışının ayaklar altına alınması kimi çevrelerde gündelik pratiğin zorunlu bir maliyeti olarak görülmeye başlamış durumdadır. Hatta bunlardan birinde ihanetin ve yozlaşmanın boyutları, TKP’mizin adını gaspederek, onyıllar boyunca dünya devriminin bayrağını yükseklerde dalgalandıran Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ne ve proletarya enternasyonalizminin görevlerini aralıksız yerine getiren komünistlere küfrederek, burjuvaziden icazetli siyaseti “sosyalist iktidar perspektifi” kisvesi altında düzen içerisinde kurumlaştırma gayretlerine kadar varmıştır.
Kabaca resmettiğimiz bu tablo, Türkiye devrimci-sosyalist hareketinde ideolojik, siyasi, örgütsel ve etik bir silkiniş ihtiyacına işaret etmekte, devrimciliğin ve sosyalistliğin biri olmaksızın diğerinin anlamsızlaştığı bir bütün olduğu gerçeğinden hareketle ilkeli, kararlı bir devrimci eksen tanımlamak ve bu ekseni pratiğe dökmek görevini bir kez daha geleneğimizin omuzlarına yüklemektedir.
SAVAŞ YOLU, bu mücadele anlayışının ve komünistlerin birliğinin ancak şu ilkeler etrafında örülebileceğini düşünmektedir:
· SAVAŞ YOLU bütün siyasi faaliyetinin odağına işçi sınıfının iktidarı hedefini koyar. İşçi sınıfının tarihsel çıkarlarının bilimsel ifadesinden başka birşey olmayan Marksizm-Leninizm’in devrimci öğretisini kılavuz edinir ve bu öğretinin can alıcı kavramları olan proletarya diktatörlüğü hedefine ve proletarya enternasyonalizmi ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır.
· Dünya emperyalist kapitalist sistemine bağımlı orta düzeyde gelişmiş bir kapitalist ülke ve bu zincirin zayıf halkası konumunda olan ülkemizde işçi sınıfı, iktidarı kapitalist sınıfın elinden ancak ve sadece devrimci yoldan koparıp alabilir. Günümüzde emperyalist-kapitalist devlet aygıtının militer ve teknik anlamlarda olağanüstü tahkim edilmiş olduğu bir gerçekliktir. Buna karşın, toplumsal gelişmenin bu aşamada dahi diyalektik ve dinamik değil tek yanlı ve mekanik biçimde işlediğini düşünmek için hiçbir sebep yoktur.
· Türkiye kapitalizmi gelişiminin son evresine yani tekelci devlet kapitalizmi aşamasına ulaşmıştır ve egemen sınıflar koalisyonu içerisinde ulusal, anti-emperyalist, anti-tekelci vs. sıfatlarla adlandırılabilecek; sosyalizm mücadelesinde işçi sınıfının müstakbel müttefiki olabilecek hiçbir katman, kesim, kanat vb. yoktur.
· SAVAŞ YOLU, sosyalist siyasetin burjuva ideolojisinin her türlü tezahüründen bağımsız ve işçi sınıfının öncülüğünü merkeze alan bir tarzda yürütülmesini savunur.
· SAVAŞ YOLU, bir parçası olduğu dünya komünist hareketinin tarihine, ilke ve değerlerine kopmaz biçimde bağlıdır. Dünya devriminin merkezi olma görevini onyıllarca layıkıyla yerine getiren Sovyetler Birliği’nin ve dünya komünist hareketinin öncüsü Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin devrimci geleneğini kendine rehber edinir ve bu geleneğin ilke ve değerlerini her koşul altında savunur.
· SAVAŞ YOLU, komünistlerin emekçi kitleler nezdinde marjinalliğe saplanıp kalmasına neden olan her türlü dar grupçu, sekter anlayışı dıştalar ve aynı zamanda devrimci işçi sınıfı hareketini egemen burjuva ideolojisinin sızmalarına açık hedef haline getiren kısa ömürlü reel politik yaklaşımları reddeder.
· SAVAŞ YOLU, emperyalizmin dünya çapında tahakkümünü perçinlemek, tekellerin mutlak hakimiyetinin önündeki engelleri kaldırmak, dünya emperyalist-kapitalist zincirinden her türlü kopuşu imkânsız hale getirmek adına gerçekleştirilen, aslında sermayenin uluslararası düzeyde merkezileşmesinin ve yoğunlaşmasının en üst biçimine doğru atılan kapsamlı bir adım olan küreselleşme sürecinin ve kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasının sonuçlarından zarar gören çeşitli kesimlerin, aydınların ve ilerici unsurların işçi sınıfının önderliği altında biraraya getirileceği bir mücadele cephesinin yaratılmasını savunur.
· SAVAŞ YOLU ülkemizdeki ulusal sorunun ancak işçi sınıfının devrimci iktidarı altında sosyalist dönüşümlerin gerçekleştirilmesi yoluyla çözüleceğine inanır ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını koşulsuz savunur.
İnancımız ve iddiamız bu ilkelerle teçhizatlanan komünistlerin önderliği altında ülkemiz devrimci işçi hareketinin yeniden ayağa kalkması ve o bildik ‘hayalet’in dünyamızda ve ülkemizde yeniden dolaşmasıdır.
SAVAŞ YOLU
[ Bu Sayfa 820 Kez Görüntülendi ]
